|
METİN SAĞSÖZ / ANADOLU HAYAT DERGİSİ SAYI:16
Sayın Başkan Türk kadınının dünya kadınlarına önderlik yapacak donanım ve konumda olduklarına ilişkin ülkemiz adına çok önemli ve gurur verici bu tespitinizle ilgili düşüncelerinizi okuyucularımızla paylaşır mısınız?
Türk kadını her alanda dünya kadınına önderlik edecek konumdadır. Bilim dünyasındaki sayısal çokluğun dünya sıralamasında önemli yerde olduğunu okuyoruz. Sanat ve spor dünyasındaki kadın değerlerimiz dünya gündeminde yer alıyor.
Bir yanda Dünya Felsefeciler Birliği Başkanı Ioana Kuçuradi, diğer yandan Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Ayrımcılığı Önleme Komitesi- CEDAW Başkanı Prof. Dr. Feride Acar, Birleşmiş Milletler Kadın Temsilcisi Prof. Dr. Yakın Ertürk, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) temsilcisi Gülay Aslantepe.
İlk kadın Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu birkaç ay önce emekli oldu. İlk kadın Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu. Arzuhan Doğan Yalçındağ ilk kadın TÜSİAD Başkanı.
Türk İş Kadınları dünya sıralamalarının ilk sıralarında yer alıyor.
Yine de Türkiyeli kadın dünyasında yaşanan yansımalar çelişkiler ülkesi olduğumuzu gösteriyor. Bilim dünyasında, sanatta, sporda, iş dünyasında dünya kadınlarıyla yarışan, lider konumundaki kadınlarımızın yürekleriniülkelerindeki töre cinayetleri, yüzde elli oranında dayak ve şiddete uğraması burkuyor.
Katıldığım dünya kadın konferanslarında Türk kadının aldığı yol onur vericidir.
Yurt içinde ve yurt dışında çok büyük ilgi gören “Kadının Türküsü” adlı muhteşem bir müzikale metin yazarı olarak imza attınız. On binlerin izlediği bu projenin çıkış fikri, hazırlanışı ve sizin topluma aktarmak istediğiniz temel mesaj ne idi?
Avrupa’da yaşayan yurttaşlarımız göçmen ya da Avrupa’daki moda deyimle ‘yeni yerliler’ olarak ülkelerine karşı sorumlulukları doğrultusunda sanatsal etkinliklerle ülkelerini tanıtıyorlar. Kadının Türküsü müzikali büyük bir ekip ve arkasında Avrupa da kurulan büyük örgütlenmenin kotardığı bir proje. İsim babası yönetmen Necati Şahin, Şef Zafer Gündoğdu, danslar Mesut Gülşen ve metin yazarı Yaşar Seyman ve binlerce isimsiz kadın, erkek kahraman…
Almanya’nın Oberhausen kentinde on iki bin izleyiciye Türkçe Almanca sunulan müzikalde 25 ülke kadını 25 dilde şarkılar, türküler söyledi. 500 kadın saz çaldı. 300 kadın semah döndü ve 300 kadın ülkemizin yedi bölgesinden oluşan halk danslarını sergiledi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş yüzü Avrupa’dan dünyaya bu büyük sanatsal etkinlikle yansıdı. Aktarılmak istenen mesaj dünya kadınının sorunları ortaktır. Ortak mücadele, örgütlülük ve dayanışma ile çözülür.
“Kadının türküsü evrenselleşir.
Gün olur devran dönmez
Nehirlerin akışı zorlaştırılır
Barikatlar, bentler kurulur
Nehirlere kelepçeler vurulur
Barajlar kurulur
Nehirler yine de akarlar”
“Kadının Türküsü” adlı eserinizden aldığım bu satırlarda, dünya kadınlarının önüne konulan engellere vurgu yapıyorsunuz. Bu engeller ve kadınların yolunun açılması konusunda okurlarımıza ne söylemek istersiniz?
Kadınlara hep şöyle sesleniyorum: Takılarla, giysilerle dış dünyamızı süsleyelim, kendimize bakalım ama kafamızın içini de güzelleştirelim. Bunun yolu kitap okumak, sinemaya, tiyatroya, sergilere gitmektir. Dünyayı izlemektir. Yıllarım hep örgütlü yapılarda geçtiği için, kadınların örgütlü olmasının onlara yarar getireceğini biliyorum. Örgütlü insan çağdaş insandır. Her insan, bir sivil toplum örgütüne, sendikaya ya da siyasi partiye üye olup, örgütlü olmalıdır. Bir kelebek kadar ömrüm olsa, örgütlü yapılarda tüketirim.
Sayın Seyman, hayatınızın her anını mücadele içinde, dolu dolu ve çok üretken geçirdiğinizi biliyorum. Bir taraftan sendikal çalışmalarınız, diğer taraftan gazete ve dergilerde köşe yazarlığı, kitaplar, konferanslarla geçen yüksek tempolu bir hayat...
Geçtiğimiz aylarda çıkan, “Fırat’a Mektuplar” kitabınızda sevdiklerinize zaman borcunuz olduğunu söylüyorsunuz. Toplumsal ve sosyal sorunlara çözüm üretmek için verdiğiniz mücadeleyle ödemeye çalışıyorsunuz, diye düşünüyorum. Ama her ne olur olsun yine de bir anne olarak borç hanenizde daima küçük de olsa bir bakiye kalacak. Katılır mısınız?
Katılmam mı?
Çok güzel bir tanım. Teşekkürler.
Yazarlıkla ne zaman tanıştınız?
Lise yıllarında günlükler tutuyordum. İş
Bankası’nda çalışırken, iç yayın organı olan İş
Dergisi’nde bir yazı yazdım. Çok beğenildi.
Cumhuriyet Gazetesi’nden, rahmetli Mustafa
Ekmekçi, “Altındağ anılarını neden yazmıyorsun?”
dedi. Hürriyet Gazetesi, ‘Gösteri Dergisi’nde
Şair Ali Yüce ile söyleşim yayımlandı. Çok
sevindim. Sonra Altındağ’ı yazmaya başladım.
Altındağ, Akademi Ödülü aldı. Ardından oyunlaştı
ve Devlet Tiyatroları’na girdi. Kitap
yayınlanmadan önce Milliyet Gazetesi’nde dizi
olarak yayımlandı. Milliyet’te Örsan Öymen’le
aynı köşede yazmak, inanılmaz bir mutluluktu.
Sonra da gazetelerde, dergilerde yazmaya
başladım.
Yazmak benim için, artık vazgeçilmez bir
eylemdi. Cumhuriyet Gazetesi’nde arada bir
yazılarım çıkıyordu. Bizim Gazete’de yazdım.
Artık Birgün Gazetesi’nde köşe yazıyorum. Köşe
yazarlığımla yalın yazılar yazmaya başladım.
Okurların ortak görüşü; yalın, içten ve insana
değen yazılar. Su gibi yazılar yazıyorum. Zaten
suya da inanılmaz bir tutkum var. Nehirler
zengini olan ülkemin nehirleriyle başlayan
yolculuğumu, dünya ülkelerinin nehirleriyle de
zaman, zaman buluşturuyorum. Ülkemizin nehirleri
de öksüz. Çünkü Avrupa’da, kentlere nehirler
üzerinden sağlanan inanılmaz turizm geliri,
nehirler üzerinde taşımacılık, nehirlerin
çevresinde yaratılan güzellikler görüyorum.
Bizimkilerle onların nehirlerinin tek benzerliği
köprüler… Ülkemizdeki nehirlerin üzerinde
köprüleri aşan güzelliklerin yaratılmasını
istiyorum.
* Nehirlere olan tutkudan dolayı, oğlunuzun
ismi de Fırat, değil mi?
* Fırat, Erzincan’dan dağı taşı aşarak,
coşarak akıyor. Fırat, ülkesinde doğup,
ülkesinin sınırlarını aşan bir nehirdir. Yaşam
yolculuğu yerelden evrensele olduğu için çok
seviyorum. Anadolu’da derler ya; su gibi aziz
ol, berrak ol. Suyun hiç engel tanımaması,
geçtiği bütün yerlerde güzellikler yaratması,
doğayı zenginleştirmesi, onu dönüştürmesi çok
hoşuma gidiyor. Kadının Türküsü’nü yazarken,
kurgum, “Her kadın ülkesinin nehriyle okyanusa
akacak.” Kurgumu ilettiğimde Fırat, “Bir ülkenin
nehri yoksa kadın ne yapacak?”diye sordu. O
zaman da dayanışma içerisinde, nehri olan
ülkenin kadınını örnek alıp, yine akacak. Batan
nehir olmayacak. Afganistanlı kadınlar bile
okyanusa akma mücadelesi verecek. Dünya
kadınlarının mücadelesinde şunu görmek olasıdır.
İsveçli bir yazar sonra Ortadoğu’da yaşıyor ya
da Arnavutluk’ta doğuyor, Hindistan’a gidiyor.
Ülkemizde barış ve sevgi içinde yaşamayı Zap’la
Meriç, Kızılırmak’la Sakarya, Dicle ile Yeliş
Irmak kol kola akmalı. Tıpkı yaşama gökkuşağı
gibi akmak bu. Sevgiyle her kapının açılacağına
inanmak, yaşam ilkemdir. Sendikal yaşam bana
hoşgörüyü öğretti. Gerçekten sendikalar
hoşgörünün okuludur. Her düşüncede, her
kültürde, her etnik yapıda, her inançsal yapıda
insanlar bir araya geliyor ve birlikte ekonomik
ve sosyal çıkarlarını koruyorlar.
Doğal, sade ve özgün insanları seviyorum.
Giyimi, takısı, düşüncesi özgün, sözü olan
insanları seviyorum. Doğal olmayan şeyler bana
hiç bir şey söylemiyor. Bir de makamların geçici
olduğuna inanıyor ve kişinin makama kattıklarını
önemsiyorum. O makamdan kalktıktan sonra da
insanlar sizi sade yaşamınızda sevgiyle
kucaklıyor, karşılayıp, uğurluyorsa başarı
budur. Yoksa makamın gücüyle birtakım şeylerin
kurulması pek kalıcı değil…
* Bize biraz “Fırat’a Mektuplar” dan da
bahseder misiniz?
* “Fırat’a Mektuplar”, aslında Fırat’tan
Fırat’lara mektuplar. Kadın hakları
savunucusunun oğlu olmak zor mu, sorusunun
yanıtı Fırat’ta saklıdır. Biz anne oğul olmanın
ötesinde iki arkadaşız. Ortak zevkler, ortak
alanlar, ortak mücadele, birbirimizin
mücadelesine tanıklık… Fırat asker olduğunda,
benim yüreğim herhangi bir asker annesinden
farklı değildi. Bir anlamda taşıdığım bütün
toplumsal kimliklerden arınmıştım. Onunla
iletişim kurmam zordu. Tabi eski yıllardaki
asker annelerine göre, biraz şanslıydım.
Yıllarca anneler çocuklarıyla hiç konuşmadan
nasıl yapabiliyor, diye düşündüm. Yemin törenine
kadar büyük bir özlem yaşadım. Özlemlerimi,
artık günümüzde kalmayan edebiyat mektuplarına
dönüştürdüm. Sunay Akın’ın da dediği “Son
yıllarda çok tat alarak okuduğum bir kitap”.
Avukat arkadaşım Meral Teker, “Önce yüreğini
oğluna açmış bir kadının duygularıyla başladım,
sonra o yürek büyüdü, büyüdü ve bütün dünya
kadınlarını kucakladı.” Bunu yaptıysam, ne mutlu
bana. Dünya kadınlarının mücadelelerini
anlattım. Bir kadın hakları savunucusunun çocuğu
olsa da Fırat da bu ülkenin bir gencidir.
Ülkemizde var olan erkek egemen bakışı, yer, yer
Fırat’ta da görmek mümkün ama o mücadeleci
kadınları daha çok seviyor. Geçen gün bana
coşkuyla seslendi: “ Frida’nın 100. doğum
yıldönümü artık bir yazı patlatırsın.” Kadınlara
yönelik haberleri o da benimle paylaşıyor. Son
yaşadığımız seçimlerde kaç kadının parlamentoya
gireceğini, benim kadar o da merakla izledi.
Demokrasi bir yaşam biçimidir. Demokrasi
kültürü, demokrasi bilinci evde başlamalı. Kadın
hakları, insan hakları içinde bir bölüm ama
ülkemiz, şiddette beni ürkütüyor. Dünyada da
şiddet çok egemen oldu. Bir sendikacı olarak, en
çok Avrupalıların töre cinayetleri sorularıyla
karşılaşıyorum, yüreğimi çok yakıyor. Bölge
milletvekilleriyle, sivil toplum örgütleriyle
konuşuyorum. Törelerden gelen bu cinayetlerin
yok edilmesini, daha çağdaş bir yapı kazanmamızı
istiyorum.
Kadınlar, ülkem adına beni daha çok
umutlandırıyor. Bu parlamentoya beş yüz elli
kişiden, elliye yakın kadın girdi. Bu güzel bir
sayı ve henüz bizim birçok koltuğumuz işgal
altında. Nüfusun yarısı bizsek, bu temsil daha
eşitlikçi olmalı. Türkiye’deki çok kültürlülüğü
zenginliğe dönüştürmek yerine, kavga unsuru
yapmamalıyız. Hakkâriliyle Edirneli,
Trabzonluyla Aydınlı, Eskişehirliyle Bursalı,
hep birlikte hoşgörü ve sevgi içinde ülkemizi
gelişen dünyanın içinde konumlandırmalıyız.
Çünkü küreselleşmeyle dünya kocaman bir köye
dönüştü. Dünya bizim etrafımızda dönmüyor. Dönen
dünyada ülke olarak yerimizi almalı ve mutlu
olmayı bilmeliyiz.
* Okuyucularımıza vermek istediğiniz son
mesajınızı da almak isteriz.
* Her insan bir dünyadır. Dünyamızı
zenginleştirmek bizim elimizde. Çalıştığımız iş
yerlerinde kurumsal kimlik edinmeli, yeni bir
okula başladığımızı düşünmeliyiz. Kaliteli emek
bir gün bize ödül olarak dönecektir. Sevginin
her kapıyı açacağını unutmamalı, işimiz dışında
sanatsal etkinliklerle dünyamızı
zenginleştirmeliyiz.
* Sayın Başkan, bu güzel söyleşi için size
teşekkür ederken, çevresine bolluk ve bereket
taşıyan Ülkemizin bütün nehirleri gibi sizde
fikirleriniz ve ürettiklerinizle, toplumumuza,
fikir dünyamıza, dünya kadınlarına büyük
zenginlikler ve edinimler kazandıracağınıza
inancımla daima sağlıklı kalın ve akmaya devam
edin.
***
|