TÜRK KADINI HER ALANDA DÜNYA KADININA ÖNDERLİK EDECEK KONUMDADIR
   2007-06-12

METİN SAĞSÖZ / ANADOLU HAYAT DERGİSİ SAYI:16

Sayın Başkan Türk kadınının dünya kadınlarına önderlik yapacak donanım ve konumda olduklarına ilişkin ülkemiz adına çok önemli ve gurur verici bu tespitinizle ilgili düşüncelerinizi okuyucularımızla paylaşır mısınız?

Türk kadını her alanda dünya kadınına önderlik edecek konumdadır. Bilim dünyasındaki sayısal çokluğun dünya sıralamasında önemli yerde olduğunu okuyoruz. Sanat ve spor dünyasındaki kadın değerlerimiz dünya gündeminde yer alıyor.

Bir yanda Dünya Felsefeciler Birliği  Başkanı Ioana Kuçuradi, diğer yandan Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Ayrımcılığı Önleme Komitesi- CEDAW Başkanı Prof. Dr. Feride Acar, Birleşmiş Milletler Kadın Temsilcisi Prof. Dr. Yakın Ertürk, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) temsilcisi Gülay Aslantepe.

İlk kadın Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay  Tuğcu birkaç ay önce emekli oldu. İlk kadın Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu. Arzuhan Doğan Yalçındağ ilk kadın TÜSİAD Başkanı.

Türk İş Kadınları dünya sıralamalarının ilk sıralarında yer alıyor.

Yine de Türkiyeli kadın dünyasında yaşanan yansımalar çelişkiler ülkesi olduğumuzu gösteriyor. Bilim dünyasında, sanatta, sporda, iş dünyasında dünya kadınlarıyla yarışan, lider konumundaki kadınlarımızın yürekleriniülkelerindeki töre cinayetleri, yüzde elli oranında dayak ve şiddete uğraması burkuyor.

Katıldığım dünya kadın konferanslarında Türk kadının aldığı yol onur vericidir.

Yurt içinde ve yurt dışında çok büyük ilgi gören “Kadının Türküsü” adlı muhteşem bir müzikale metin yazarı olarak imza attınız. On binlerin izlediği bu projenin çıkış fikri, hazırlanışı ve sizin topluma aktarmak istediğiniz temel mesaj ne idi?

Avrupa’da yaşayan yurttaşlarımız göçmen ya da Avrupa’daki moda deyimle ‘yeni yerliler’ olarak ülkelerine karşı sorumlulukları doğrultusunda sanatsal etkinliklerle ülkelerini tanıtıyorlar. Kadının Türküsü müzikali büyük bir ekip ve arkasında Avrupa da kurulan büyük örgütlenmenin kotardığı bir proje. İsim babası yönetmen Necati Şahin, Şef Zafer Gündoğdu, danslar Mesut Gülşen ve metin yazarı Yaşar Seyman ve binlerce isimsiz kadın, erkek kahraman…

Almanya’nın Oberhausen kentinde on iki bin izleyiciye Türkçe Almanca sunulan müzikalde 25 ülke kadını 25 dilde şarkılar, türküler söyledi. 500 kadın saz çaldı. 300 kadın semah döndü ve 300 kadın ülkemizin yedi bölgesinden oluşan halk danslarını sergiledi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş yüzü Avrupa’dan  dünyaya bu büyük sanatsal etkinlikle yansıdı. Aktarılmak istenen mesaj dünya kadınının sorunları ortaktır. Ortak mücadele, örgütlülük ve dayanışma ile çözülür.

“Kadının türküsü evrenselleşir.

Gün olur devran dönmez

Nehirlerin akışı zorlaştırılır

Barikatlar, bentler kurulur

Nehirlere kelepçeler  vurulur

Barajlar kurulur

Nehirler yine de akarlar”

“Kadının Türküsü” adlı eserinizden aldığım bu satırlarda, dünya kadınlarının önüne konulan engellere vurgu yapıyorsunuz. Bu engeller ve kadınların yolunun açılması konusunda okurlarımıza ne söylemek istersiniz?

Kadınlara hep şöyle sesleniyorum: Takılarla, giysilerle dış dünyamızı süsleyelim, kendimize bakalım ama kafamızın içini de güzelleştirelim. Bunun yolu kitap okumak, sinemaya, tiyatroya, sergilere gitmektir. Dünyayı izlemektir. Yıllarım hep örgütlü yapılarda geçtiği için, kadınların örgütlü olmasının onlara yarar getireceğini biliyorum. Örgütlü insan çağdaş insandır. Her insan, bir sivil toplum örgütüne, sendikaya ya da siyasi partiye üye olup, örgütlü olmalıdır. Bir kelebek kadar ömrüm olsa, örgütlü yapılarda tüketirim.

Sayın Seyman, hayatınızın her anını mücadele içinde, dolu dolu ve çok üretken geçirdiğinizi biliyorum. Bir taraftan sendikal çalışmalarınız, diğer taraftan gazete ve dergilerde köşe yazarlığı, kitaplar, konferanslarla geçen yüksek tempolu bir hayat...

Geçtiğimiz aylarda çıkan, “Fırat’a Mektuplar” kitabınızda sevdiklerinize zaman borcunuz olduğunu söylüyorsunuz. Toplumsal ve sosyal sorunlara çözüm üretmek için verdiğiniz mücadeleyle ödemeye çalışıyorsunuz, diye düşünüyorum. Ama her ne olur olsun yine de bir anne olarak borç hanenizde daima küçük de olsa bir bakiye kalacak. Katılır mısınız?

Katılmam mı?

Çok güzel bir tanım. Teşekkürler. 

Yazarlıkla ne zaman tanıştınız?

Lise yıllarında günlükler tutuyordum. İş 
Bankası’nda çalışırken, iç yayın organı olan İş 
Dergisi’nde bir yazı yazdım. Çok beğenildi. 
Cumhuriyet Gazetesi’nden, rahmetli Mustafa 
Ekmekçi, “Altındağ anılarını neden yazmıyorsun?” 
dedi. Hürriyet Gazetesi, ‘Gösteri Dergisi’nde 
Şair Ali Yüce ile söyleşim yayımlandı. Çok 
sevindim. Sonra Altındağ’ı yazmaya başladım. 
Altındağ, Akademi Ödülü aldı. Ardından oyunlaştı 
ve Devlet Tiyatroları’na girdi. Kitap 
yayınlanmadan önce Milliyet Gazetesi’nde dizi 
olarak yayımlandı. Milliyet’te Örsan Öymen’le 
aynı köşede yazmak, inanılmaz bir mutluluktu. 
Sonra da gazetelerde, dergilerde yazmaya 
başladım. 
Yazmak benim için, artık vazgeçilmez bir 
eylemdi. Cumhuriyet Gazetesi’nde arada bir 
yazılarım çıkıyordu. Bizim Gazete’de yazdım. 
Artık Birgün Gazetesi’nde köşe yazıyorum. Köşe 
yazarlığımla yalın yazılar yazmaya başladım.  
Okurların ortak görüşü; yalın, içten ve insana 
değen yazılar. Su gibi yazılar yazıyorum. Zaten 
suya da inanılmaz bir tutkum var. Nehirler 
zengini olan ülkemin nehirleriyle başlayan 
yolculuğumu, dünya ülkelerinin nehirleriyle de 
zaman, zaman buluşturuyorum. Ülkemizin nehirleri 
de öksüz. Çünkü Avrupa’da, kentlere nehirler 
üzerinden sağlanan inanılmaz turizm geliri, 
nehirler üzerinde taşımacılık, nehirlerin 
çevresinde yaratılan güzellikler görüyorum. 
Bizimkilerle onların nehirlerinin tek benzerliği 
köprüler… Ülkemizdeki nehirlerin üzerinde 
köprüleri aşan güzelliklerin yaratılmasını 
istiyorum. 

*      Nehirlere olan tutkudan dolayı, oğlunuzun 
ismi de Fırat, değil mi?

*      Fırat, Erzincan’dan dağı taşı aşarak, 
coşarak akıyor. Fırat, ülkesinde doğup, 
ülkesinin sınırlarını aşan bir nehirdir. Yaşam 
yolculuğu yerelden evrensele olduğu için çok 
seviyorum. Anadolu’da derler ya; su gibi aziz 
ol, berrak ol. Suyun hiç engel tanımaması, 
geçtiği bütün yerlerde güzellikler yaratması, 
doğayı zenginleştirmesi, onu dönüştürmesi çok 
hoşuma gidiyor. Kadının Türküsü’nü yazarken, 
kurgum, “Her kadın ülkesinin nehriyle okyanusa 
akacak.” Kurgumu ilettiğimde Fırat, “Bir ülkenin 
nehri yoksa kadın ne yapacak?”diye sordu.  O 
zaman da dayanışma içerisinde, nehri olan 
ülkenin kadınını örnek alıp, yine akacak. Batan 
nehir olmayacak. Afganistanlı kadınlar bile 
okyanusa akma mücadelesi verecek. Dünya 
kadınlarının mücadelesinde şunu görmek olasıdır. 
İsveçli bir yazar sonra Ortadoğu’da yaşıyor ya 
da Arnavutluk’ta doğuyor, Hindistan’a gidiyor. 
Ülkemizde barış ve sevgi içinde yaşamayı Zap’la 
Meriç, Kızılırmak’la Sakarya, Dicle ile Yeliş 
Irmak kol kola akmalı. Tıpkı yaşama gökkuşağı 
gibi akmak bu. Sevgiyle her kapının açılacağına 
inanmak, yaşam ilkemdir. Sendikal yaşam bana 
hoşgörüyü öğretti. Gerçekten sendikalar 
hoşgörünün okuludur.  Her düşüncede, her 
kültürde, her etnik yapıda, her inançsal yapıda 
insanlar bir araya geliyor ve birlikte ekonomik 
ve sosyal çıkarlarını koruyorlar.  

Doğal, sade ve özgün insanları seviyorum. 
Giyimi, takısı, düşüncesi özgün, sözü olan 
insanları seviyorum. Doğal olmayan şeyler bana 
hiç bir şey söylemiyor. Bir de makamların geçici 
olduğuna inanıyor ve kişinin makama kattıklarını 
önemsiyorum. O makamdan kalktıktan sonra da 
insanlar sizi sade yaşamınızda sevgiyle 
kucaklıyor, karşılayıp, uğurluyorsa başarı 
budur. Yoksa makamın gücüyle birtakım şeylerin 
kurulması pek kalıcı değil…

*       Bize biraz “Fırat’a Mektuplar” dan da  
bahseder misiniz?

*       “Fırat’a Mektuplar”, aslında Fırat’tan 
Fırat’lara mektuplar. Kadın hakları 
savunucusunun oğlu olmak zor mu, sorusunun 
yanıtı Fırat’ta saklıdır. Biz anne oğul olmanın 
ötesinde iki arkadaşız. Ortak zevkler, ortak 
alanlar, ortak mücadele, birbirimizin 
mücadelesine tanıklık… Fırat asker olduğunda, 
benim yüreğim herhangi bir asker annesinden 
farklı değildi. Bir anlamda taşıdığım bütün 
toplumsal kimliklerden arınmıştım. Onunla 
iletişim kurmam zordu. Tabi eski yıllardaki 
asker annelerine göre, biraz şanslıydım. 
Yıllarca anneler çocuklarıyla hiç konuşmadan 
nasıl yapabiliyor, diye düşündüm. Yemin törenine 
kadar büyük bir özlem yaşadım. Özlemlerimi, 
artık günümüzde kalmayan edebiyat mektuplarına 
dönüştürdüm. Sunay Akın’ın da dediği “Son 
yıllarda çok tat alarak okuduğum bir kitap”. 
Avukat arkadaşım Meral Teker, “Önce yüreğini 
oğluna açmış bir kadının duygularıyla başladım, 
sonra o yürek büyüdü, büyüdü ve bütün dünya 
kadınlarını kucakladı.” Bunu yaptıysam, ne mutlu 
bana. Dünya kadınlarının mücadelelerini 
anlattım. Bir kadın hakları savunucusunun çocuğu 
olsa da Fırat da bu ülkenin bir gencidir. 
Ülkemizde var olan erkek egemen bakışı, yer, yer 
Fırat’ta da görmek mümkün ama o mücadeleci 
kadınları daha çok seviyor. Geçen gün bana 
coşkuyla seslendi: “ Frida’nın 100. doğum 
yıldönümü artık bir yazı patlatırsın.” Kadınlara 
yönelik haberleri o da benimle paylaşıyor. Son 
yaşadığımız seçimlerde kaç kadının parlamentoya 
gireceğini, benim kadar o da merakla izledi. 
Demokrasi bir yaşam biçimidir. Demokrasi 
kültürü, demokrasi bilinci evde başlamalı. Kadın 
hakları, insan hakları içinde bir bölüm ama 
ülkemiz, şiddette beni ürkütüyor. Dünyada da 
şiddet çok egemen oldu. Bir sendikacı olarak, en 
çok Avrupalıların töre cinayetleri sorularıyla 
karşılaşıyorum, yüreğimi çok yakıyor. Bölge 
milletvekilleriyle, sivil toplum örgütleriyle 
konuşuyorum. Törelerden gelen bu cinayetlerin 
yok edilmesini, daha çağdaş bir yapı kazanmamızı 
istiyorum. 

Kadınlar, ülkem adına beni daha çok 
umutlandırıyor. Bu parlamentoya beş yüz elli 
kişiden, elliye yakın kadın girdi. Bu güzel bir 
sayı ve henüz bizim birçok koltuğumuz işgal 
altında. Nüfusun yarısı bizsek, bu temsil daha 
eşitlikçi olmalı. Türkiye’deki çok kültürlülüğü 
zenginliğe dönüştürmek yerine, kavga unsuru 
yapmamalıyız. Hakkâriliyle Edirneli, 
Trabzonluyla Aydınlı, Eskişehirliyle Bursalı, 
hep birlikte hoşgörü ve sevgi içinde ülkemizi 
gelişen dünyanın içinde konumlandırmalıyız. 
Çünkü küreselleşmeyle dünya kocaman bir köye 
dönüştü. Dünya bizim etrafımızda dönmüyor. Dönen 
dünyada ülke olarak yerimizi almalı ve mutlu 
olmayı bilmeliyiz. 

* Okuyucularımıza vermek istediğiniz son 
mesajınızı da almak isteriz.

*       Her insan bir dünyadır. Dünyamızı 
zenginleştirmek bizim elimizde. Çalıştığımız iş 
yerlerinde kurumsal kimlik edinmeli, yeni bir 
okula başladığımızı düşünmeliyiz. Kaliteli emek 
bir gün bize ödül olarak dönecektir. Sevginin 
her kapıyı açacağını unutmamalı, işimiz dışında 
sanatsal etkinliklerle dünyamızı 
zenginleştirmeliyiz.   

*       Sayın Başkan, bu güzel söyleşi için size 
teşekkür ederken, çevresine bolluk ve bereket 
taşıyan Ülkemizin bütün nehirleri gibi sizde 
fikirleriniz ve ürettiklerinizle, toplumumuza, 
fikir dünyamıza, dünya kadınlarına büyük 
zenginlikler ve edinimler kazandıracağınıza 
inancımla daima sağlıklı kalın ve akmaya devam 
edin.  


***

 

 



Gönderen : Filiz Çağlar
Sevgili Yaşar Abla, sizi yazılarınızdan, insana dair yaptığınız bütün güzel işlerinizden t
Yazar :CAN DÜNDAR

22 Ağustos 2010

Önerdiklerimiz
HAYİG
 2010

MİKAİL ASLAN
YÖN YAYINCILIK
Hayig, bize çağlar ötesinden seslenen, varoluşumuza tanıklık eden, onu sorgulayan mitsel bir destan kahramanıdır. Zanox, zamanın ruhu, belleği ve bilgesi; Heydar ise evrenin sesi, rengini gökyüzünden alan sonsuzluk yaratıcısı ve koruyucudur. Onların dünyasında söz çok kıymetlidir; az ama öz konuşurlar. Bu yüzdendir ki gönül gözüyle dinlemek gerekir onları. Destanlar, meseller verip insana arınmayı, durulmayı öğütlerler her zaman. Bazen masalın büyüsünü, bazen deyişlerin, avazın, klamın gücünü kullanırlar meramlarını anlatmak için. Bir de anlatıcıları vardır bu destanların: Hep öğrenen, zamanla bilgeleşip yaşam yolunu bulan ve öğreten anlatıcılar… Mikail Aslan, müzisyen duyarlılığının da etkisiyle olsa gerek, bu coğrafyanın – elbette onun bir parçası olan Dersim’in- kadim anlatıcılarını gönül kulağıyla dinleyip çok söz biriktirmiş. Işte, şimdi bizimle bunları paylaşıyor Hayig’le.

 
 
Facebook grubuna katıl Twitter'de takip et Yazılarına abone ol
Kadından Sakıncalı
Ekim 2009

Sakıncalı Kadın Öyküleri Antolojisi

Şenocak Yayınları

Kadın duyarlığı ile yazılmış öyküler. Kitabın içinde yer alan öyküler kadın cinselliğini, kurulu düzene olan muhalefeti dile getiriyor. Ülkemizin tanınmış yazarlarından (Ayla Kutlu, Ayşe Kilimci, İnci Aral, Müge İplikçi, Seray Şahiner, Ayfer Tunç, Sibel K. Türker, Mine Kırıkkanat, Yaşar Seyman, Işıl Özgentürk, Feyza Hepçilingirler…) birbirinden güzel, çarpıcı ve etkileyici öyküler bulunuyor. Bu bazen insanı düşündüren, kışkırtan, derinden etkileyen bir atmosferin içindeki öyküleri ilgiyle okuyacaksınız.

 

Ziyaretçi Defteri

Yaşar Seyman 2008
www.yasarseyman.org