BASİSEN Ankara ve İç Anadolu Başkanı
Birgün Gazetesi Köşe Yazarı

 
 
 KENTİN VE EDEBİYATIN AŞKI…
   2009-06-29

Kentin ve edebiyatın aşkı tarihe tanıklıktır. Ve zor iştir kentli olmak.  Kimi doğduğu kim de doyduğu kentte kenti tanır. Kentli olmanın erdemlerini yaşayarak kavramaya özen gösterir. Bir insan yaşadığı kentle nasıl bütünleşir. Bir yazarın kalemine kent nasıl dolanır? Nasıl kent yazıncısı olunur? Tüm bu sorular kentli olunca yanıt bulur.

Yazma eylemine kent yazıncısı olarak başladım…

Yıllar kent yazıncılarının başarılı yapıtlarını okuyarak geçti. Bu merak ve eylemim bugünde sürüyor,  onların anlatımları ile kentlere yolculuk ediyorum. İlk kent yazıncılığına başkentin yoksul diliminden başlamak ödüller getirdi. Ankara önceleri kent içinde kentler barındıran bir kentti. Sonra anakent oldu…

İlk tanıdığım, yaşadığım kentti Ankara.

Yıllar sonra Ankara’dan başka dünya kentlerine ulaştım. İlk aşkım ilk kentim olarak ona ihanet etmeden başka kentler sevdim. Onu incitmeden bu sevdaları yazdım… Onun isminin yazılı olduğu kirli tabelayı hep özleyerek başka kentlere koştum.

Kent yazıncılarının kitaplarından ölümsüz kentler okudum.  Gördüm ki, her yazarın sadece bir kent yaşar kalbinde… Yıllar geçince anladım ki Ankara’yı seviyorum. Bu kentle kopmaz bağlarım, silinmez anılarım var. Ankara’yı özlüyorum.

Kenti yazmak tarihe tanıklık etmektir

Bir sokağın, mahallenin ve kentin dokusuna ne çok insan öyküsü siniyor. Kentlilik bilinci kolay edinilmese de her insanın yaşadığı kentle silinmez bağları, anıları oluşuyor. Kenti yazmak tarihe tanıklık etmektir.

Son yıllarda sözlü tarih çalışmaları ile yeni kent yazıncıları her geçen gün yapıtlarıyla ses veriyorlar. Kent yazıncılarının sayıları hızla çoğalıyor. Bu çoğalmanın sonucunda gelecek kuşaklara kentlerin tarih çalışmaları armağan kalıyor sanki…

Nedim Gürsel, Paris’inde o kentin gizini açıklıyor:

‘‘Paris'i anlatmak, onu tanımlamak güç… O, ait olduğu ülkeden ayrılıp, kendi başına nefes alabilen, ruhu olan bir kent.''

Nedim Gürsel, sevdalı olduğum kentlerden Paris’i Nazım Hikmet’in şu şiiri ile aktarmayı unutmuyor: ‘‘Hangi şehir şaraba benzer?/Paris/ İlk bardağı içersin buruktur/İkincide dumanı vurur başına,/Üçüncüde mümkünü yok/Masadan kalkmanın/Garson bir şişe daha getir!/Ve artık nerede olsan, nereye gitsen/Paris'in ayyaşısın iki gözüm.''

Demir Özlü, "Stockholm Öyküleri”nde kenti ve kafelerini çok güzel anlatıyor. İkinci kez gittiğim, gezdiğim, tanıdığım Stockholm’e sevdalandım.

Selma Lagerlöf’ün “suda yüzen şehir”i Stockholm benim adalar ve nehirler kentim.

Stockholm’ün 332 ada üzerine kurulu sularla çevrili dünyanın en özgün kentlerinden biri. Kenti birbirine bağlayan 191 köprünün üstünde kâh arabayla kâh yaya geçtim.

Stockholm bizim aydınların gönüllü sürgün kenti.

Stockholm’ü tanıdıkça, sevdikçe üç gönüllü sürgün dostu kıskandım. Mehmed Uzun, Zülfü Livaneli, Kemal Burkay…

Kent yazını kenti ölümsüz kılandır. Ankara için şair Ali Cengizkan; “ Ankara düşler kentidir” derken, Ankara’da düş kurmadan yaşanmazı anlatıyor. Gerçekten de Ankara’da düş kurmadan yaşanmıyor…

Kızılay’da, gar’da, otobüs terminalinde bir banka oturup kente gelenleri seyre dalsanız inanılmaz insan tiplemeleri ile karşılaşırsınız. Kenti kent yapan içinde yaşayanlardır. Kentle bütünleşmek kente verdiklerimizle ilintilidir. Kent insanı geliştirir. Kentli olmak ayrıcalıklı olmaktır. Çünkü kentlilik bilinci insanı yurtsever, doğasever, hayvan sever, insan sever yapıyor.

 Kentlilik insana onurlu duruş sergiletiyor…

www.teksatir.com.tr



  "İşçi sınıfı bana inançlı ve kararlı olmayı; ve yalnızca yapabileceğim konularda söz vermem gerektiğini öğretti." 
Yaşar Seyman

  Gönderen : Durak Arslan
Sevgili Yaşar hanım,

Siz Kadını, mazlumu, emeği ve insanı çok iyi anlayan ve evrensel bir dil ile anlatan ender kişilerdensiniz. Hem
  Yazar :HİKMET ÇETİNKAYA

Suriye sınırında mayınlar nasıl temizlenecek?
Günlerdir tartışılıyor, tartışıldıkça kafalar karışıyor...
Mayınlar salt Suriye sınırında değil, Şırnak’

Önerdiklerimiz
BÖYLESİ BİR GÜNDE
MAYIS 2009

Peter Stamm

Çeviren: Ogün Duman

İthaki Yayınları, roman, 168 sayfa

İsviçreli yazar Peter Stamm ‘Böylesi Bir Günde’ isimli elimizdeki romanında, baş kahramanı Andreas’ın başından geçen olağanüstü bir süreci hikâye ediyor. Sıradan bir hayat yaşayan Andreas, günün birinde ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir. Bu durum karşısında tüm hayatıyla yüzleşmeye koyulan Andreas, geçmişine aslında hiçbir zaman sahip olamadığını, elinde kalan tek şeyin ise şimdiki zaman olduğunu fark eder. Bu aşamada, Andreas’ı dirayetli kılan biricik şey de, yaşadığı sahici aşk olacaktır. Aynı zamanda psikoloji dersleri de almış Stamm’ın, yaşanan trajik hayatı ve karakterlerinin iç dünyalarını yetkin bir şekilde tasvir ettiğini söyleyelim.

 
 
Fırat'a Mektuplar
Kasım 2007
Güncel Yayıncılık
Yaşamını dünyaya algılamaya ve güzelleştirmeye adamış tüm kadınla bu kitapta birleşti!..
Türkiye'de kadın hakları ve sendikal mücadele denince akla gelen ilk isim Yaşar Seyman... Sevgisini hesapsız, sabrını sonsuz sunduğu Oğlu Fırat'ı askere gönderince tüm anneler gibi Onun da yüreği hasretle yanar... Yüreğindeki yangını Fırat askerde olduğu sürece ona yazarak söndürmeye çalışır. Ama toplumsal duyarlılığı O'na bir anne olmasının yanında bir kadın hakları savunucusu olduğunu unutturmaz. Hiç aklından çıkarmadığı oğlunun hasretine dünyaı değiştiren kadınların destansı öyküsü karışır... Dünyanın dönüşümüne emek ve sevgi katan tüm kadınlar Yaşar Seyman'ın "kalem parmaklarında" vucut buluyor...
 

Ziyaretçi Defteri

Yaşar Seyman 2008
www.yasarseyman.org